Tülin Kozikoğlu

Niçin çocukların en sevdiği şeylere anne-babalar sürekli “yeter artık!” derler? Mesela çocuklar dondurmayı çok severler, ya da televizyon seyretmeyi, ya da boyalarla rengârenk resimler yapmayı... En çok da oyun oynamayı sever çocuklar. Anneler çocuklarını parka götürür ama tam eğlence başlamışken, “Haydi artık, eve gitme zamanı geldi!” derler. Veya denizde keyifle yüzüp oynarken, “Çık artık, hasta olacaksın!” diye tuttururlar. Televizyonda en güzel çizgi film oynarken “Kapat şunu, yemek vakti geldi!”, sofrada “Yeter artık makarna yediğin, biraz da bezelyenden al!”, yemekten sonra “Uyku saatin geçiyor, topla şu oyuncaklarını çabuk!”… Acaba anne-babalar çocukken de böyleler miydi, yoksa büyüdükçe sıkıcı insanlara mı dönüşüyorlar?
Ben bu sorunun cevabını hep merak ettim, biliyor musunuz? Çocukken annem bana “yeter artık” dedikçe merak ederdim. Çocuğum olduktan sonra ben de ona “yeter artık!” demeye başladım, ama hâlâ merak ediyorum. Kızım konuşmaya başladığından beri şu soruyu soruyorum kendime: “Ben hep böyle miydim, yoksa anne olduktan sonra birden çizgi filmlerin ne kadar eğlenceli, dondurmanın ne kadar lezzetli, boyaların ne kadar renkli olduğunu unuttum mu?” Yooo! Hiçbirini unutmadım aslında. Ben hâlâ çizgi film seyretmeye, dondurma yemeye ve elime renkli boyalar geçtiğinde kızımla beraber rengârenk resimler karalamaya bayılıyorum.
O zaman niçin onu sürekli “yeter artık!” diyerek mutsuz ediyorum? Benim bu soruya “annece” cevaplarım var tabii; sağlıklı olsun diye, akıllı olsun diye, güvende olsun diye, mutlu olsun diye…  Yani “onun iyiliği” için! Ama o dondurma yiyerek, çizgi film seyrederek ve eline aldığı renkli kalemle duvarlara resim yaparak kendisini gayet mutlu hissediyor zaten. Ben ona

Tülin Kozikoğlu
“Yeter!” dedikçe de mutsuz oluyor. Sonra bir gün birden fark ettim: Çocuk olmak demek o gün, o saat, o dakika mutlu olmak demek. Anneler ise “sonra” ne olacağını düşünmekle vakit harcıyorlar. Kızım o dakika dondurma yiyerek çok mutlu oluyor. Oysa ben bu kadar dondurma yerse “sonra” karnının ağrıyacağını düşünüyorum ve “Yeter!” diyerek onu mutsuz ediyorum.
“Keşke sihirli bir şeyler olsa ve kızım ona söylemeye çalıştıklarımı kendi kendine anlayabilse” diye düşündüğüm bir gün, bu kitapları yazmaya karar verdim. Büyüklerle yaşadıkları sorunları, başlarına gelen komik olaylar sayesinde çözüme ulaştıran yedi akıllı çocuk hayal ettim. Bu çocukların her birinde benim kızımdan bir parça var. Eminim siz de kendinizden bir şeyler bulacaksınız Loli, Peli, Ali, Mali, Keli, Dali ve Veli’de. Lili ise aslında bir parça her çocuğun annesi. Onun gibi mutfağı bir laboratuara çevirip, çocuğuna pırasayı sevdirebilmek için yeni tarifler yaratmamış anne var mıdır?
Bu kitapları okuyunca çocukların daha az televizyon seyretmesini, sağlıklı beslenmeye başlamasını veya erkenden yatağına gitmesini beklemiyorum. Öyle yapmalarını da istemiyorum zaten. Ben okurların Lili’nin çocuklarıyla arkadaş olup, onların maceralarını kıkır kıkır kıkırdayarak okumalarını istiyorum. Bir de anne-babaların daha sık çocuklarıyla beraber dondurma yemelerini, çizgi film seyretmelerini, resim yapmalarını, hayvanat bahçesine gitmelerini, oyun oynamalarını, çocuk kitabı okumalarını ve en önemlisi çocuklarına biraz daha az “Yeter artık!” demelerini ümit ediyorum.

İletişim Yayınları